Hikaye



Tatar Ramazan, adaleti arayan bir adamın hikâyesidir… 

Sıradan bir demirciyken, bir efsaneye dönüşür Ramazan… Çünkü insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu şeye, adalete baş koymuştur. Adalet insan için su gibidir, hava gibidir. Olmazsa yaşayamaz. Tatar Ramazan insanlara adaleti vaat eder. Bunu yaparken de mertliğin, cesaretin, onurun zulme başkaldırısını temsil eder. Tatar Ramazan insanın zihninde yarattığı efsanelere ve korkulara bir isyandır. Çünkü Tatar Ramazan der ki... “Bu dünyanın hesabı ahrete kalmaz!” 

Ancak her seçimin bir bedeli vardır. Babasına, atasına yapılan haksızlığın cezasını kendi elleriyle kestiği ilk gün hapse girer Ramazan. Başka bir şehre sürgün edilir.Yüreğini, Alınyazısını, Uğruna ölümlere gideceği Süreyya’sını Ovacık’ta bırakır. Tek rüyası, içinde onun ve çocuklarının olduğu bir yuva iken, soğuk demir parmaklıkların ardında bir başınadır artık. Süreyya ise güneşini kaybetmiştir. Gündüzünü, gecesini yitirmiştir. Süreyya için de dünya bir mahpus yeridir artık. Bu kâbusun ortasında tek bir umut fidanı yeşerir Süreyya’nın yüreğinde. İçinde atan bir minik kalp daha olduğunu öğrenir.  Karnında Ramazan’ın çocuğu büyümektedir gün be gün… Bunu duyan babası urganı atar önüne... As kendini, temizle namusumuzu der… Umutsuzca ölüme giderken anasının yardımıyla kaçar Süreyya… Artık o da bir sürgündür Ramazan gibi… Sinop… Bursa… Diyarbakır… Sevdiğinin peşinden mahpushaneler boyu bir gölge gibi dolanır... Mevsimler geçer… Yollar tükenir... Umutlar kaybolup gider… Ramazan bir daha o paslı demir kapıların ardından çıkıp Süreyya’sına kavuşamayacaktır...Süreyya karnında bebeği ile çaresizdir... Bir başına, imkansızlıklar içinde, açlık ve sefaletle boğuşurken zengin bir adam ona yardım elini uzatır... Ve bir anne, evladı için her şeyi göze alır… Kalbinde Ramazan’dan başka kimse olmamasına rağmen Süreyya ünlü sanayici Ekrem Öztürk ile evlenmeyi kabul etmek zorunda kalır. Mutsuz bir evlilik, kendinden onlarca yaş büyük bir adamla zoraki geçen yıllar Süreyya’yı hayata küstürür... Tek bir dayanağı kalmıştır, o da oğlu Kerim...Süreyya hüzünlerle perdelenmiş bir hayat yaşarken; Ramazan, seneler süren mahpusluğun son durağı olarak memleketine, doğup büyüdüğü Ovacık’a sürgün gönderilir... Ama kimse bilmez, yüreğinde sönmeyen bir ateş vardır. Tek bir haber alamadığı Süreyya’sı, bitmeyen sevdası...Ramazan’ın namı, aradan geçen yıllar içinde ülkedeki tüm hapishaneleri kaplamıştır. Ezilen, horlanan, itilip kakılan mazlum mahkûmların gözünde ise bir efsanedir… Yıllarca başka hapishanelerde savaş verdiği bozuk düzen, Ovacık Cezaevi’nde de dört bir yanı sarmıştır. Mahkûmlar açtır, mahkûmlar perişandır, mahkûmlar çaresizdir… Ve yine zorbalar büyük bir hükümdarlık kurmuştur… İdare de her zamanki gibi onların yanındadır…Bıçak bir kez daha kınından çıkar… Ramazan’ın karşısında Abdurrahman Çavuş vardır bu sefer… Kumarla, karaborsayla mahkûma hayatı dar eden acımasız bir katil… Savaş yeniden başlamıştır… Ama bu sefer Ramazan yalnız değildir! Hak için, adalet için yıllarca savaşmış Kirmastılı dayısı bir yanında… Yürekli, gözü kara, korkusuz kardeşi Elmas diğer yanındadır… Ancak cesaretle ve güçle kazanamayacağı başka bir savaş vardır Ramazan’ı bekleyen… Yıllar sonra karşısına evli ve çocuklu bir kadın olarak çıkan Süreyya... İkisi de bilir, bu sevda bir yangın yeridir… İkisi de bilir, onlar yalnızca birbirlerine aittir. Susarlar, bir sır gibi… 

Kaybolmuş hayatlarla dolu Ovacık bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır…Tatar Ramazan, bir kez daha, insan olmak için esas kuralın özveri olduğunu anlatacaktır bizlere… Kendinden vazgeçip ömrünü başkalarına adamanın öyküsüdür Tatar Ramazan...