Hikaye



Gelin olacak her kız heyecanlıdır ama Filiz’in heyecanı bambaşkadır. Kendini öyle bir aşkın içinde bulmuştur ki, babasına karşı koyma pahasına, büyüdüğü şehirden ayrılmayı göze almış ve İstanbul’a gelmiştir. Şimdiye kadar ancak dizilerden seyredebildiği bu rüya şehirde evinin kadını olacaktır. Sevdiği adamın onu kapısına getirdiği ev eski bir mahallededir. Yol boyunca kafasının içinde çoktan evini düzenlemiş, çeyiz sandığındaki dantelli üçgen örtülerini bile yerine yerleştirmiştir. Elbette kendini çıkabilecek küçük aksiliklere de hazırlamıştır. İyi yetişmiş müstesna bir aile kızı olarak, kayınvalidesinin müstehzi gülümsemeleri, kayınbiraderinin sinirini tutmaya çalışan halleriyle başa çıkmayı bilecektir. Ama evin kapısından içeri adım attığı an durum değişir. Karşılaştığı şey tahminlerinin çok ötesindedir.

Bizim Yenge, Filiz’in hikayesini anlatırken bir yandan insanlık tarihinin en eski sorularına cevap arayacak: 

Bir eve gelin gitmek cennete adım atmak mıdır cehennemin kapısını aralamak mıdır? Bir kayınvalidenin müstakbel gelinini hamamda beğenip seçmesi neyin belirtisidir? Bir genç adam, çiçeği burnunda karısı ve otuz bir buçuk senesini birlikte geçirdiği  annesiyle aynı evde yaşıyorsa, bu durumu anlatacak en uygun deyim, yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal mıdır? Çeyizlerini kendi evinin dolabında görmek her genç kızın rüyası mıdır? ‘Gelinim gelecek yüküm hafifleyecek’ diyen kayınvalide hangi yükten bahsetmektedir? ‘Ben hiç karışmam bildiğiniz gibi yapın’ diyen bir anne bu konuda samimi midir? ‘Ben anneyim bilirim’ mi ‘seni dokuz ay karnımda taşıdım’ mı en yaygın anasözüdür? Yeni evli bir kadının kocasına söz geçirebilmesi için insanlık tarihinde bulunmuş en etkili yöntem nedir? ‘Kan kustum kızılcık şerbeti içtim’ diyen gelin geleceğin ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diyen kaynanası mıdır? 

Cevap niyetine bakınız: Bizim Yenge...